Besin Allerjileri
Besinler eski çağlardan beri sıklıkla birtakım olumsuz reaksiyonların sorumlusu olarak suçlanmaktadır. Bazı insanların yemeklerinin, başkaları için yaşamlarına mal olacak bir zehir haline dönüşebileceği bundan binlerce yıl önceki hekimlerin gözlemlerinin bir ifadesidir. Annelerin ise önemli bir bölümü çocuklarında besin allerjisi olduğuna inanmaktadır.
Tüm besin reaksiyonları allerjik kökenli midir? Besin allerjilerinin sıklığı artmakta mıdır? ya da organizmanın değişik allerjik reaksiyonları besinlere ne derecede bağlıdır? Bu soruların yanıtlarını vermek kolay değildir.
Besinlerin doğal antijenlerinin neden olduğu reaksiyonların yanı sıra antioksidan, tatlandırıcı, renklendirici, kıvam verici ya da koruyucu olarak besinlere eklenen katkı maddelerine bağlı gelişen reaksiyonlara da sık rastlanmaktadır. Bugün besin endüstrisinde 3000 civarında katkı maddesi kullanılmaktadır.
Bundan başka yiyeceklerimizin içerisinde değişik mikroorganizmalar, toksinler, ilaçlar, hormonlar ve enzimler de bulunabilmektedir. Tüm bu maddeler immünolojik yoldan başka, çok sayıda değişik mekanizmayı harekete geçirerek birtakım istenmeyen etkilere yol açabilmektedirler. Besinlerin neden olduğu bu istenmeyen etkiler sindirim sisteminden solunum sistemine, deriden merkezi sinir sistemine dek değişik sistemlerde çok farklı belirtilere neden olabilir. Örneğin kahve, çay ve kolalı içeceklerde bulunan kafein ve teofilin baş ağrısı, çarpıntı ve sinirlilik gibi yakınmalara neden olabilir. Domates, muz, ananas, bazı peynir ve şaraplarda da adrenalin, dopamin ve histamin bulunabilmekte ve baş ağrısı gibi istenmeyen belirtilere yol açabilmektedir.
IgE antikorlarının aracılık ettiği besin allerjileri (gerçek besin allerjileri) sıklıkla besin alındıktan dakikalar ya da 1-2 saat sonra ortaya çıkar; bununla birlikte IgE aracılığıyla gelişebilecek geç reaksiyonlar olabileceği de unutulmamalıdır. Besinin çiğ ya da pişmiş olması, kullanılan ilaçlar v.b. oluşacak allerjiyi etkileyebilir. Bu tip besin allerjileri özellikle deriyi ve sindirim sistemini ilgilendirir. Besinlere bağlı solunum yolları allerjileri nadirdir. En sık allerjiye neden olan besinler; inek sütü, balık ve diğer deniz ürünleri, yumurta akı, fındık-fıstık, soya fasulyesi ve hububattır. İnek sütü allerjisi ilk 1-2 yaşta kaybolurken, deniz ürünlerine ve fındık-fıstığa karşı duyarlılık yaşam boyu sürebilir. Deri, besinlerle gelişen allerjik reaksiyonların en sık rastlanan hedef organıdır. Kaşıntılı döküntüler oluşur. Sindirim sistemi ile ilgili olarak bulantı, kusma, ishal ve karın ağrısı görülebilir.
Besin reaksiyonlarının tanısında öykü önemlidir. Aynı besini alınca semptomların yinelemesi ve besini kesince iyileşmenin görülmesi hekimi tanıya yönlendirir. Bu açıdan, besin günlüğü tutma ve eliminasyon diyetleri yararlıdır. IgE'ye bağlı reaksiyonları tanımada "prick" deri testleri ve RAST yardımcıdır.
Tedaviden çok korunma önemlidir. Reaksiyona neden olan besin ya da katkı maddesini içeren yiyeceklerden uzak durmak ve hazır besinlerin içeriklerini iyi öğrenmek, hazır besinlerin etiketlerinin okunması gerekir.
Riskli bebeklerin korunması için mümkün olduğunca;
+ Anne sütü verilmesi, anne sütü yoksa hipoallerjenik formüllerle bebeğin beslenmesi,
+ Emziren annenin diyetinden allerjik besinlerin çıkarılması,
+ Katı besinlerin geciktirilmesi,
+ İnek sütü, yumurta akı, fındık-fıstık ile balıkların geciktirilerek bebeğe verilmesi önerilebilir.
Hamilelikte diyet kısıtlamasının yararı yoktur. Emziren anne ve bebeğin diyet uygulaması çocukta özellikle ilk iki yılda atopik dermatit, ürtiker ve sindirim sistemi hastalıkları gibi besinlere bağlı belirtileri anlamlı olarak azaltmıştır. Süt, yumurta, soya ve buğdaya bağlı allerjik reaksiyonlar genellikle 1-2 yaşından sonra kaybolur. Yer fıstığı, fındık, balık ve kabuklu deniz ürünlerine karşı gelişen reaksiyonlar ise uzun yıllar boyu (bazen yaşam boyu) devam eder.
AKUPUNKTUR TEDAVİSİ
Kişinin kendi ilacı ile tedavisi esasına dayanır.Vücudun savunma sisteminin aktivasyonunu sağlar.Allerjenlerin ortaya çıkardığı anormal histamin deşarjlarının önlenmesini sağlayarak ve bunun kalıcı bir hal almasını temin ederek yukarıda bahsi geçen allerjik hastalıkların tedavisinin yapılmasına olanak verir.
Besin Katkı Maddesi Reaksiyonları
Besin katkı maddeleri besinlerin bayatlamasını engellemek, renk vermek, lezzetini arttırmak ya da kıvamını sağlamak amacıyla yiyeceklere katılmaktadır. Katkı maddelerinin bir kısmı tamamen bitkisel, çoğu ise hayvansal ya da yapay ürünlerdir. Besin teknolojisindeki gelişmeler ve değişen beslenme alışkanlıkları bugün üç binden çok besin katkı maddesinin kullanılmasını zorunlu kılmaktadır.
Katkı maddelerinin genelde zararlı olmamalarına ve ancak belli koşullarda, belirli miktarlarda kullanılmalarına rağmen, zaman zaman reaksiyonlara neden oldukları bilinmektedir. Bu reaksiyonlar genellikle hafif ve geçici bulgular şeklinde olmakla birlikte, bazen ölümcül reaksiyonlar olarak ta karşımıza çıkabilmektedirler. Astım, besin allerjisi ya da kronik ürtiker gibi hastalıklar katkı maddesi reaksiyonları için bazen risk oluşturan durumlardır. Katkı maddelerinin dikkat azlığı, davranış bozukluğu ve hiperreaktiviteye neden olduğu görüşü, bu yönde bulgular olmasına karşın kesin olarak kanıtlanamamıştır.
Göreceli olarak sık reaksiyona yol açan bazı katkı maddeleri:
+ Boyalar
+ Sülfitler: Hazır salata, meyve ve sebzelerin bozulmasını önlemek için kullanılır. Şaraplarda, meyve sularında, patates çeşitlerinde, deniz ürünlerinde yaygın olarak bulunur.
+ Benzoatlar ve parabenler: Sos, ketçap, mayonez, margarin, reçel, turşu,vb'de bulunur.
+ Aspartam: Düşük kalorili bir tatlandırıcıdır.
+ BHA ve BHT: Katı ve sıvı yağlarda, patates ürünlerinde kullanılır.
+ Nitratlar: Salam, sucuk, vb et ürünlerinde koruyucu olarak kullanılır.
Tanıda öykü çok önemlidir. Belli besinlerden sonra bulguların ortaya çıkması, o besini bırakınca iyileşme görülmesi uyarıcı olabilir.
Tedavide o katkı maddesini içeren besinlerin diyetten çıkartılması, hazır besinlerin etiketlerinin okunması ve içeriklerinin öğrenilmesi önerilir.